Osmangazi üniversitesi öğretim üyesi, ÜNİAR eş başkanı Prof. Dr. Cemil Yücel ile ÜNİAR’ı ve üniversitelerimizi konuştuk.

“Biz üniversitelerin ihmal edilen ve çok konuşulmayan süreçlerine dikkat çekmeye çalışıyoruz. . Biz üniversiteleri ve eğitimle ilgili kitlelerin göz ardı edilen diğer süreçleri tekrar ciddiye almalarını sağlamak için özgün bir yürüyüşe giriştik. Arzuları kapasitelerinin çok üstünde olan ve işi sadece reklam ve PR çalışmalarıyla öğrenci çekmeye odaklanan, öğrenciye odaklanmak yerine patronlarının gözünü boyayan çok sayıda üniversite var...”

“Birçok üniversitelerimiz sadece bilgi aktaran ve bunu en berbat şekilde yapan bir işleyişe sahip; kampüsleri yaşantıdan mahrum, bir devlet dairesinde mesai dolduran akademisyenler öğrencilerin anlayıp anlamadığını sorgulamadan derse girip çıkmaya, mesai doldurup teşvik puanı, proje, konferans, gezi planlarıyla zihinsel meşguliyetlerini tamamlıyor.”

 

SON YILLARDA YAPTIĞINIZ VE KAMUOYU İLE PAYLAŞTIĞINIZ ARAŞTIRMALAR DİKKATLE İZLENMEYE BAŞLADI. ÜNİAR NEDİR NASIL ORTAYA ÇIKTI?

ÜNİAR Prof. Dr. Engin Karadağ ve benim tarafımdan 2015 yılında bir araştırma grubu olarak ortaya çıktı. 2016 yılında Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı adı altında bağımsız bir merkez gibi çalışmaya başladık.  Bu tür birimler akademide araştırma grupları olarak adlandırılır. Benzer konularla ilgilenen çoğunlukla farklı üniversitelerden akademisyenler bir araya gelerek daha etkili ve verimli çalışmalar yaparlar. Türkiye’de bu gelenek oldukça zayıftır. Biz üniversitelerin ihmal edilen ve çok konuşulmayan süreçlerine dikkat çekmeye çalışıyoruz. Fildişi kulelerimizden vaaz vermeyi bırakarak ÜNİAr’ı kurmamızın üzerinden 6 yıl geçti. Bu 6 yıl süresince herhangi bir kurum ya da kişiden finansal destek almadan üniversiteler üzerine araştırmalar yayımlıyoruz ve yayımlamaya da devam edeceğiz…

BU TÜR ARAŞTIRMALAR TÜRKİYE İÇİN İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÖNEMDE NEDEN ÖNEMLİ?

Dünyada ve ülkemizde üniversiteler değişik veri kaynaklarına göre sıralamalara tabi tutulmaktadır. ÜNİAR (Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı) daha önce Devlet Üniversiteleri Sıralamaları (DÜS), Öğrenci Dostu Üniversitel Şehirleri (ÖDÜŞ) ve Yabancı Uyruklu Öğrenci Memnuniyeti sıralamasını (YÖMA) da kamuoyu ile paylaşmıştı.

Yükseköğretimde nicel ve nitel gelişmelere bağlı olarak örgütsel etkililik, kalite ve hesap verebilirlik kavramları daha da görünür hale gelmiştir. Bu kavramları somut göstergelerle ölçecek mekanizmalar ise bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Üniversitelerin, dolaylı olarak da ülkelerin, arasındaki rekabetin uluslararası ölçekte ölçülmesinin geçmişi uzun olmasa da, üniversiteleri belirli kriterlere göre sıralayan çalışmalar ve sistemler 20. yüzyılın başından bu yana yapılmaktadır. Özellikle farklı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen sıralamalardaki farklılıklar, söz konusu sıralamaların güvenilirliğini tartışmalı bir pozisyona getirse de üniversiteler bu çalışmaların sonuçlarına güvenmekte ve bunları dikkate almaktadır. Örgütsel etkililik bakımından üniversiteler girdi, süreç ve çıktı bakımından değerlendirmeye alınmaktadır. Sıralama sistemlerinin örgüt teorisi bakımından değerlendirileceği boyutlar genel olarak; (i) öğretim kalite göstergeleri, (ii) araştırma kalite göstergeleri ve (iii) hizmet kalite göstergeleri olarak ifade edilebilir. Ancak günümüz sıralama sistemleri incelendiğinde kalite tanımlarının farklılaşmasına karşın bu boyutlardan çoğunlukla araştırma (yayın sayısı, atıf sayısı, proje desteği gibi) kalite boyutlarının değerlendirmeye alındığı ve bu boyutların da sınırlı bir kaliteyi ölçtüğü görülmektedir. Örgütsel etkililiğinin geleneksel modellerinden biri olan ve ihtiyaç ile beklentilerin karşılanma derecesini dikkate alan katılımcı memnuniyet modelini karşılayan hizmet kalite boyutu bileşenleri ise sıralama sistemlerinin göz ardı edilmektedir.  Bunun yanında üniversitelerin eğitim öğretim faaliyetlerindeki performansları da izlenmemektedir.

SİZİN FARKINIZ NEDİR? SONUÇTA SİZ DE SIRALAMA YAPIYORSUNUZ.

Biz diğer sıralama şirketlerinin yapmadığını yapıyoruz. Öncelikle sıralamalar uluslararası kar amacı taşıyan şirketlerce yapılıyor.  Bizde URAP ve UNİAR ticari kurumlar değil. Moda tabiriyle bu iki oluşum gayet “yerli ve milli.”  Uluslararası boyutta sıralama sistemlerinin hiçbirisinin ölçmediği, kısmi olarak Birleşik Krallık’ta THE Student Experience Survey (Öğrenci Deneyim Anketi) yoluyla sıralama sistemlerinin bir bileşeni olarak eklenen memnuniyet çalışması var. UNİAR hem akademisyenler hem de öğrencilerle sosyal bilimler alanında dünyanın en yüksek katılımlı araştırmalarını gerçekleştiriyor. Dünya’da ve Türkiye’de bu tür yüksek ve çeşitlilikteki popülasyonlardan ve kişililerden veri toplayabilecek çalışmaları göze alabilecek, gerçekleştirilecek ekipler henüz yok. Biz bilimsel yayınlar dışındaki en az onlar kadar hayati süreçleri inceliyoruz.

Uluslararası düzeyde, bilimsel bilginin üretimini regüle eden ve akademik faaliyetlerin yürütülmesinde bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda akademik ekolojiye yön veren ticari kurumların yönlendirici hale gelmiş olması bizi endişelendirmiştir. . Bilimsel faaliyetin nasıl yapılacağı bu şirketlerin ürettiği değerler ve bu değerlerin üzerine inşa edilmiş yeni normlarla üniversite ekolojisi şekillendirilmektedir. Ulusal ve uluslararası sıralama sistemleri yayın, atıf, öğrenci öğretim elemanı oranları veya piyasada karşılığı olabilecek bilimsel ürünlere odaklanmalarına ve akademik alanın bütünselliğinde bazı faaliyet alanlarının göz ardı edilmesine ve değersizleşmesine sebep oldu. Akademik performans odaklı sıralama sistemlerinin bu ekolojide oluşturduğu patolojik ortamda üniversite yönetimleri ve yükseköğretim politika kurulları akademik ekolojinin bozulmasında gönüllü aktörler haline gelmektedir. Üniversiteler insan yetiştirme, bilgiyi genç nesillere aktarma ve bu aktarma işlevinin ortam ve imkânlarına odaklanmaktan vazgeçme eğilimine girmektedir. Sıralama sistemlerinde eğitim öğretime yaşamın diğer süreçlerine ilişkin popüler çalışmaların olmaması üniversitelerde akademik yaşantıyı ve öğretim süreçlerini değersizleştirmektedir.  Dolayısıyla,  üniversiteler bütünsel bir odaklanmadan mahrum kalmaktadır. Biz üniversiteleri ve eğitimle ilgili kitlelerin göz ardı edilen diğer süreçleri tekrar ciddiye almalarını sağlamak için özgün bir yürüyüşe giriştik.

ARAŞTIRMALARINIZIN GENEL SONUÇLARI NELER OLABİLİR?

Geçen sürede çok sayıda üniversite yönetimimin bulgularımızdan hareket ederek eksikliklerini gidermek, gelişmiş yönlerini ise sürdürmek için çalışmalar yürüttüklerine bire bir şahit olduk ve bu durum bizim en temel motivasyon kaynağımız oldu. Diğer üniversitelerden bazıları “bizi neden düşük gösterdiniz” eleştirisini getiriyor. Hele bir kısmı var ki işi çok ileri götürüp şikâyet edilmediğimiz mecra bırakmadılar. Şunu peşinen belirtmek isteriz ki bu davranışlar bizleri yıldırmak bir yana daha da motive ediyor… Türk yükseköğretiminde artık yüksek sesle “kral çıplak” denmesinin zamanı geldi, hatta geçiyor bile… Dünya üniversite sıralamalarında üniversitelerimizin her yıl gittikçe düşen başarıları (!) bunun bir kısmını oluşturuyor. ÜNİAR olarak salt makale/atıf odaklı başarı sıralamalarının yüzde yüz doğru olduğuna düşünmüyoruz. Üniversitelerin asli işlevlerinden biri olan öğretimin, öğrenci memnuniyetinin vs. kriterlerin bu tür sıralama sistemlerine dâhil edilmesi kanaatindeyiz. Üzülerek ifade etmek zorundayız ki arzuları kapasitelerinin çok üstünde olan ve işi sadece reklam ve PR çalışmalarıyla öğrenci çekmeye odaklanan, öğrenciye odaklanmak yerine patronlarının gözünü boyayan çok sayıda üniversite var... Buna karşın reklamları olmasa da yıldan yıla istikrarlı başarılarını korumaya devam eden nitelikli üniversitelerimiz de bulunmaktadır... Gerek bizim sıralama sistemlerimizde gerekse de diğer sıralama sistemlerinde ülkemiz üniversitelerinin başarıları/memnuniyetleri ile reklam harcamaları arasında negatif bir korelasyon var… Ülkemizde pek çok üniversite başarısı yüksek öğrencileri bünyesine katarken yüksek beklentinin gerçekle buluşması sonucu büyük hayal kırıklıkları üretiyor. Nitelikli öğrencilerin şok yaşadığı, öğrenciler açısından beklenti tuzağı kuran çok popüler üniversitelerin sayısı da az değil... Birçok üniversitelerimiz sadece bilgi aktaran ve bunu en berbat şekilde yapan bir işleyişe sahip; kampüsleri yaşantıdan mahrum, bir devlet dairesinde mesai dolduran akademisyenler öğrencilerin anlayıp anlamadığını sorgulamadan derse girip çıkmaya, mesai doldurup teşvik puanı, proje, konferans, gezi planlarıyla zihinsel meşguliyetlerini tamamlıyor. Bu üniversitelerimizde insan yetiştirme, yeni bilgi üretme, rehber olma, ufuk açma, hayal etme gibi faaliyetler hemen hemen yok olmuş durumda…

Üniversite senato ve yönetim kurullarının gündemlerinin büyük bölümü görevlendirmeler, özgürlük ve hareket alanını kısıtlayıcı mevzuat düzenlemeleriyle dolu. Üniversitelerimizin pek çoğunun web sayfaları rektörlerin günlük seyir defterine dönmüş durumda… Bugün falanca rektör falancayı ziyaret etmiş; rektör evrak imzalamış vs. 7/24 TV ekranında olanını mı ararsın twitterda olanını mı ararsın, ülkemizde hepsi mevcut… Ne öğrenciler mutlu ne akademisyenler. Birbirlerinin dünyalarına temas etmiyorlar. Muhabbet ve etkileşim ihtiyaç düzeyine bile ulaşmamış durumda. Takip edilecek etrafında dönülecek hoca arayışı da geleceğin parlak talebesini merak eden hoca da yok. Üniversitelerimizin web sayfalarında akademisyenlerin en fazla tıkladığı link o gün yemekhanede çıkacak yemek menüsü... Bu eleştirilerden sonra işini layıkıyla yapan üniversitelerimiz, rektörlerimiz, akademisyenlerimiz de bulunmaktadır. Bu çark şimdilik dönüyor ise üniversitelerini kendine yakışır bir yaşam tarzına göre işleyen, vizyon sahibi ve hayali olan insan yetiştirmeyi ideal edinmiş kişiler sayesinde. Ancak, Ülkemizin üniversitelerinin yüzde %60’ı öğrencilerine yüksek derecede mutsuzluk yaşatmaktadır.

Bizim araştırmalarımız sadece yayınlara ve atıflara bakmadığından akademisyen ve öğrenci yaşantısına ışık tuttuğundan alanda oldukça ilgi duyulur hale geldi.

ÖĞRENCİ MEMNUNİYETİNİ İNCELEYEN ARAŞTIRMANIZ BUNLARDAN BİRİ. BU ARAŞTIRMANIZDA NELER VAR?

Memnuniyet araştırmamız, yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ve araştırma işlevlerinin yanında öğrencinin üniversite yaşamındaki tüm alanları kapsamakta ve yükseköğretimde kalite kavramına bütüncül bir nitelik kazandırmaktadır. Bu bağlamda üniversite öğrencilerinin memnuniyet düzeyleri üniversitenin öğrenciler için hazırladığı ortamın kalitesinin gösteren ve üniversite kalitesini oranlar ve araştırma sayılarına kısıtlamayan önemli bir göstergedir. Türkiye’de üniversitelerin öğrencilerinin ihtiyaçlarına ve gelişimine ne düzeyde cevap verebildiği üzerine araştırmalar yok denecek kadar azdır. Türkiye Üniversite Memnuniyet Araştırması’nda [TÜMA] hem öğrenci memnuniyeti temel alan yeni bir üniversite sıralaması oluşturulmuş hem de Türkiye’deki üniversiteler öğrencilerini öğrenme deneyimleri açısından memnun edebilmekte midir? Doyurucu ve çekici bir yerleşke yaşamı oluşturarak, mekân ve insan ilişkisini tatminkâr düzeyde sunabilmekte midir? Derslere girip çıkmanın, konuları işlemenin ötesine geçip; öğrencilere akademik destek verilebilmekte ve akademik güçlüklere ilgi gösterilebilmekte midir? Kurumun yönetimi ve işleyişi açısından öğrencilerin talepleri hızlı ve memnuniyet verici düzeyde karşılanabilmekte midir? Üniversitenin öğrenme ortam, imkân ve kaynakları zengin bir çeşitliliğe sahip ve yeterli midir? Öğrencilerin kişisel gelişimi ve gelecekteki kariyerleri desteklenebilmekte midir? sorularına cevap arayan bir araştırmadır. Her yıl düzenli olarak yapıldığından üniversiteler ve eğitim uzmanlarınca dikkatle takip edilir.  Öğrencilerin üniversite deneyimleri hakkında geniş bir bakış açısı sağlayan TÜMA, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin deneyimlerini ve memnuniyetlerini anlama, öğrenci deneyimini zenginleştirmek ve üniversiteleri daha öğrenci merkezli uluslararası bir üniversite olma yolunda bir yol gösterici olması açısından önemlidir.

 TÜMA HANGİ KONULARI İNCELİYOR?

Veriler öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanmasında üniversitelerin ne kadar tatmin edici olduğu hakkında bir fikir sunmaktadır. Bu araştırmamızın üniversitelerin, aday öğrencilerin, velilerin ve politika yapıcıların veri ihtiyacını gidermeye katkıda bulunmaya başlamıştır.

Araştırmada “Öğrenci Memnuniyetini” altı başlıkta inceleyen bir araştırmadır

1-Öğrenim Deneyiminin Tatminkârlığı Derslerin ve içeriklerinin, öğretim elemanlarının ilgisinin, sınavların geçerliğinin, öğrenci odaklı iklimin, sınıflardaki öğretme yöntem ve yaklaşımlarının tatminkârlığını yansıtır. En ciddi problemlerden biri bu alandır. Maalesef üniversitelerimiz öğretimden hızla uzaklaşmaktadır.  

2-Yerleşkenin ve Yaşamının Doyuruculuğu Yerleşke ortamının çekiciliği, sosyal tesisler, yurt imkânları ve kalitesi, ulaşım rahatlığı, güvenlik, fiziki mekânların estetik ve kullanılışlığı, yerleşkenin konumlandığı çevre ile alakalıdır. Bu ülkemizde ciddiye alınmamış bir konudur. Mekân ve insanın mekânla ilişkisine mimari gözle bakılmamıştır.

3-Akademik Destek ve İlgi Öğretim elemanları ve danışmanlara ulaşılabilirlik, öğrenme güçlüğü durumlarında yardım bulabilme, öğrencinin akademik soru ve sorunlarına duyarlılık ile alakalıdır. Ders saatleri dışında üniversiteler öğrenciyi tamamen yalnız bırakıyor ve destek veren mekanizmalar yok.

4-Kurumun Yönetim ve İşleyişinden Memnuniyet Öğrenci işleri, sınav programları, akademik takvim, yönetime katılım, yöneticilere erişim, yönetsel işleyişin etkililiği ve duyarlılığı konularını içerir. Öğrencileriyle etkileşimi sürdürülebilir şekilde iyileştiren kurumsal karakterli üniversite yoktur. Bu daha çok rektörün kim olduğu ile alakalıdır. Öğrenci dostu bir rektör varsa kurum öğrenci dostu olmaktadır. Öğrenci dostu rektör ayrıldığında geriye bir kültür kalmamaktadır.

5-Öğrenme İmkân ve Kaynaklarının Zenginliği Kütüphane, araştırma kaynakları, laboratuvarlar, merkezler, araştırma imkânları, özel çalışma alanları, akademik destek birimlerinin işleyiş ve varlığı ile alakalıdır.

6-Kişisel Gelişim ve Kariyer Desteği Sertifikalar, kariyer ve yönlendirme, kişisel yetkinlik artırma faaliyetleri, öğrencilere yönelik kurslar, istihdam beklentisi ve desteği konularını inceler.

Sonuçlar üniversitelerin öğrenciye ulaşıp ulaşamadığına göre şekillenmiştir. Genel anlamda, Türkiye’deki üniversitelerin öğrencilere ve beklentilerine ulaşamadığı anlaşılmaktadır. Üniversitelerde derslerde öğrenmenin gerçekleşip gerçekleşmediğine fazla odaklanılmamaktadır. Akademik kültürde derslerde konuları işleyip sınav yaparak öğrenmeyi denetleme tercih edilmekte, öğrenme süreci esnasında öğrencinin öğrendiğinden emin olmaya yönelik bir anlayış bulunmamaktadır. Öğrencinin kariyerine, gelişimine, akademik ve sosyal sıkıntılarını gidermeye yönelik destek sistemleri ve kültürü bulunmamaktadır. Yerleşkelerde binaların yeniliği ve imkânların fazlalığı yerine makamların içindeki yaşantının kalitesi irdelenmelidir. Üniversitelerin işleyişleri öğrenci odaklı değildir. Üniversitelerin öğrenciler için bir kuluçka ortamı olabilmesi için öğrencilerin talepleri ve üniversitenin işleyişinin öğrencilere nasıl yansıdığı dikkate alınmalıdır. Bu talepler öğrenmeye, kariyere, etkileşime, kişisel yeterlik gelişimine, mekâna ve mekânın içindeki yaşantıya yönelik olarak ele alınmalı ve üniversitelerde stratejiler geliştirilmelidir. Üniversiteler öğrenci taleplerini karşılayabilme ya da bu taleplere duyarlı olabilmede öğrenci algısı açısından oldukça kötü sonuç almıştır.

Türkiye’de rektörlerle ilgili tartışmalar artmaya başlayınca 2017 yılımdan itibaren Ayrıca öğrencilerimizden rektörlerinin performanslarını değerlendirmelerini de istedik. Öğrenci değerlendirmelerinden en yüksek skorları alan rektörleri de duyurmaya başladık. Türkiye’de 30’a yakın profesyonel denilebilecek başarılı rektör ortaya çıkmaktadır. Yeni tip bir kariyer rektörlüğü doğmaktadır. Bunlardan rektörlüğü bırakan ya da rektörlüğe tekrar atanmayanlar vardır.

 AKADEMİSYENLERLE İLGİLİ ARAŞTIRMALARINIZ NELER?

Türkiye’deki Akademik Ekolojiyi inceleyen bir araştırma. Akademik ekoloji gerçeği arama, tanımlama, anlama, açıklama, yayma ve öğretme faaliyetlerinin özgürce yeşerebildiği bir alanı ifade eder. Hangi üniversitelerimizde akademik faaliyetlere elverişli bir ekolojinin öne çıktığını görebilme uğraşısında, akademisyenlerin düşüncelerinden hareket ederek, bu olguya kısmi bir ışık tutmayı amaçlıyoruz.  Akademik faaliyet kendini destekleyebilen bir ekoloji içinde gerçekleşir. Akademik faaliyetlerin ekolojisi sadece üniversite içinde izole koşullarda gerçekleşmez. Ülkenin ekonomik öncelikleri, özgürlükler, demokrasi, uluslararası bilgi üretim normları, eğitim ve insan yetiştirme politikaları gibi pek çok sistem bu ekolojiyi belirler. Biz çalışmamızda üniversitedeki akademik özgürlük düzeyi, akademisyenlerdeki tükenmişlik, üniversitenin akademik kültürü önemseme ve destekleme seviyesi, üniversite yönetiminden akademisyenlerin hoşnutluğu, üniversitedeki akademisyenlerin kurumu benimsemesi ve adanmışlığı, üniversitedeki akademisyenler arası işbirliği, kurum ortamındaki ilişkilerin zehirlenmiş düzeyi (ilişkisel toksidite), algılanan öğretimin kalitesi, üniversite yönetiminin siyasi angajmanından akademisyenlerin rahatsızlık düzeyi gibi değişkenleri seçtik.  Bilginin global aktörlerce kontrol altında üretilmesi, yayılmasının kısırlaştırılması ve yaygın etkisinin zayıflatılmasının karşısında fil dişi kuleden kafasını uzatıp seslenmeye çalışan “ÜniAr” uyuyan devlere ninni söylemek ya da ürkütmekten ziyade motivasyon ve bakış açısı sunmak için bunu yapıyor. Akademik ekoloji insanlık ve kamu menfaati adına titizlikle kurgulanması, korunması ve desteklenmesi gereken bir sistemdir. Bu ekoloji emin ellere teslim edilmek zorundadır. Bu ekolojinin korunması tüm toplumun refahı adına önemlidir. Türkiye'de akademik faaliyetlere mükemmel düzeyde elverişli ekolojinin olduğu üniversite bulunmamaktadır. Akademik faaliyetlere elverişli ekoloji sayılabilecek üniversite sayısı ise sadece 20 kadardır. Akademik ekolojinin akademik faaliyete zarar verdiği üniversite sayısı da 70 kadardır.

AKADEMİK EKOLOJİ ARAŞTIRMANIZDA NELER VAR?

Akademik Özgürlük başlığı var.  Her üniversite akademisyenlerin bilimsel görüş ve ifade hakkını korumakla yükümlüdür. Akademisyenler etik ve entelektüel yükümlülükler çerçevesinde hiçbir tehdit hissetmeden, üniversitenin içinde ve dışında akademik faaliyetlerini sürdürme, araştırmalarını yayınlama, tartışma ve yorumlamada özgürdür. Akademisyenlerin akademik faaliyetlerinden doğan bireysel görüşleri baskı veya örtülü araçlarla engellenmeye, değiştirilmeye veya yönlendirilmeye tabi tutulamaz. Akademisyenlerin akademik faaliyetlerinin kamuoyu önünde ifade edilmesi engellenemez ve denetlenemez. Akademik özgürlük düşünce ve ifade özgürlüğünün bilimsel uğraşıya yansımış halidir.  Akademisyenin elde ettiği statü nedeniyle faaliyetlerinde insiyatif alabilmesine ve denetime ihtiyaç görülmeden özgür bırakılmasına işaret eder. Sadece beş üniversitede üst düzey akademik özgürlük tespit edilmiştir.  Akademik özgürlüğün çok düşük olduğu üniversite sayısı da 20 kadardır.

Yönetimden memnuniyeti inceliyoruz. Akademik ortamın ve süreçlerin niteliği bunların nasıl yönetildiği tarafından ciddi anlamda belirlenir. Yönetimde, 2000’li yılların başından itibaren, adalet ve şeffaflık kavramlarına vurgu artmıştır. Akademik alamda yöneticilerin değerlendirilmesinde, bu yönetime maruz kalan kişilerin tatminkarlık düzeyleri yöneticiler hakkında önemli ipuçları vermektedir. Akademik ortamda yöneticilik diğer kurum ve örgütlerdeki yöneticilikten daha farklıdır. Üst düzey düşünce yeterliklerine sahip insanların bulunduğu fikir ve düşünce ortamlarında işletme ve kamu türü örgütlerdeki yönetişimden daha farklı nitelikler gerekir. Akademisyenlerin kendi kurumlarının yönetimine güvenleri, süreçlerin işleyişinde yönetimin taleplere cevap verebilmesi, yönetsel işleyişte şeffaflık ve yönetimin adalet düzeyinden memnuniyet inceleme konusu yaptık. Akademisyenlerin üst düzeyde hoşnutluk duyduğu sadece bir kaç üniversitemiz bulunmaktadır. Vakıf ya da devlet üniversitelerinde yönetimden çok düzeyde memnuniyet duyulan bir üniversiteden bahsetmek çok güçtür. 120 üniversitemizde yönetimden ciddi memnuniyetsizlik olduğunu gördük.

Tükenmişlik Hissi ve Mutsuzluğa da baktık. Çalışma hayatında modern insanın temel problemleri arasında üretim süreçlerinden yabancılaşması, kişinin kendi ürettiğinin mülkiyeti üzerinde bir bağlılık ve sahiplik hissedememesi, üretim süreçleri esnasında yabancılaşması, değer yıkımına uğraması gibi fenomenler alan yazında sıkça vurgulanmaktadır. Tüm bu yabancılaşma ve değersizleşme süreçlerinin önemli işaretlerinden ve yansımalarından biri de tükenmişlik hissidir. Tükenmişlik çaresizliği ve üretimden çekilmeyi de etkileyebilen bir sendrom olarak alan yazında sıkça incelenen bir insan koşuludur. Tükenmişlik fiziksel ve duygusal yorgunluk hissinin yanında kişinin insanlardan ve yakın çevresinden soğuması kişisel başarısızlık algısı, iş ortamında mutsuzluk, kendini değersiz hissetme ve ümitsizlik hislerini de içerir. Türkiye'de aşırı tükenmişlik hisseden ve mutsuz akademisyenlerin yoğunlaştığı bir üniversite yoktur. Üst seviyede coşku motivasyon ve mutluluğu yansıtan 100 kadar üniversite bulunmaktadır.

Akademisyenlerin Kurum- İşi ve Kurum Dışı İşbirliği yapabilme düzeyleri çok ciddi bir problem. Bu konuyu da gündeme getiriyoruz.  Bilimsel bir faaliyet yalnız ve bağlantısız bir akademisyenden beklenemeyecek kadar karmaşıktır. Bilimsel üretkenliği bireysel bazda değerlendirme geleneği akademik ekolojiye ciddi olumsuz etkiler üretmeye başlamıştır. Bilimsel süreçlerde akademisyenler arasında işbirliği çok değerli ve gereklidir. Akademisyene bir oda tahsis edip kendi başına bilgi üretmesini öncelemek, üretilecek bilginin niteliği ve niceliğini kısırlaştıracaktır. Bu anlamda, akademisyenlerin kendi kurumlarındaki, başka kurumlardaki ve uluslararası meslektaşlarıyla işbirliği düzeyi o kurumun akademik ekolojisinin daha elverişli olup olmadığına da işaret etmektedir. Ülkemizde kurum içi akademisyenler arası işbirliği çok yüksek olan üniversite bulunamamıştır. Akademisyenler belli oranda bağımsız ve izole çalışmayı tercih etmektedir. Kurum dışı işbirliği üst düzeyde yüksek olan bir üniversite bulunmak cok zordur. Kurum dışı işbirliği çok düşük olan kendi kurum içine kapanmış akademisyenlerin bulunduğu üniversiteler dışarıdaki meslektaşlarından izoledir ve etkileşimleri çok düşük seviyededir. Ülkemizde 150 kadar üniversitede akademisyenler bireysel çalışmakta birbirleriyle istenen düzeyde işbirliği yapmamaktadırlar.

Akademik Kültür ve Destek ekolojinin önemli bir belirleyicisidir. Akademik kültürü geliştirmeye çalışan ve önemseyen bir üniversitede akademisyenler performanslarını artırma zorunluluğu hisseder. Akademik kültürü yerleşmiş olan ve akademik faaliyeti önemseyen kurumlarda bu faaliyetlerin finansmanına özel önem verilir. Bu tür kurumlar çalışanlarının akademik kapasitesini çok önemser ve bu kapasiteyi geliştirmek için tedbirler alıp çalışanların yetkinliklerini geliştir. Sadece performans beklemenin ötesinde performansın koşullarını iyileştir. Akademik kültürü önemseyen ve değerli bulan üniversitelerin üretkenliği ve prestiji fark edilir düzeyde ayrışır. Akademik kültürün yüksek olduğu üniversiteler, akademik geleneklere değer vurgusu ve akademik faaliyetler için destek kültürünün yoğun yaşandığı üniversiteler olarak ifade edilebilir. Bunların sayısı da 20 kadardır.

Yönetimdeki Siyasi Angajmandan Rahatsızlık artık ayyuka çıkmış bir konudur. Bu konu sadece ülkemize ait bir sorun gibi görünüyor.  Ülkemizde sıkça tartışma konusu haline gelen diğer bir serzeniş üniversite yönetimlerindeki siyasi angajman hususudur. Üniversitede pragmatik gereklilikler, kadro talepleri, finansman kaynaklarının çeşitliliği ve miktarı, yatırımlar gibi hususlarda siyasi aktörlerle iyi geçinme kurumun faydasına olabilir. Bu anlamda, ülkemizde siyasi angajman yönetimler açısından belli seviyelerde ve şartlarda kabul edilebilir. Belki bu hep böyleydi ama rahatsız edici seviyede akademik hayata sirayet edişi bu kadar şiddetli değildi. Ancak, kurumların iç işleyişine siyasi angajmanın olumsuz yansımasını engellemek yöneticilerin kapasite ve ağırlığı ile alakalıdır. Türkiye’de üniversite yönetiminin siyasi angajmanını akademisyene yansıtılmadığı ayırımcılıktan ve ötekileştirmeden en uzak duran üniversitelerin çoğu vakıf üniversiteleridir.  Yönetimin siyasi angajmanından yoğun rahatsızlık duyulan üniversite sayısı 80 kadardır.

Öğretim Kalitesini de değerlendirdik. Üniversiteler büyük ölçüde ürettikleri makalelerle değerlendirilmektedir. Akademik faaliyetin vazgeçilmez ve hatta stratejik görevlerinden biri hızla ekolojinin dışına itilmektedir. Akademik alanın bakılması şart olan bu boyutu öğretimdeki kalitedir. Akademisyenleri eğitim öğretime ciddi öncelik veren, verdikleri eğitim öğretimin kalitesini düşünen ve iyi iş yaptıklarını değerlendiren çok üst düzeyde öğretim kalitesini vurgulayan 10 kadar üniversite bulunmaktadır. Ülkemizin 70 üniversitesinde akademisyenler eğitim öğretimin yüksek düzeyde kötü olduğunu düşünmektedirler.

Üniversiteye Aitlik ve Bağlılık Hissi: bir başka konu başlığımız.  Akademisyenlerin kurumlarının bilimsel bilgi üretme süreçlerinde sorumluk hissetmeleri bir ölçüde kendi kurumlarının imajını önemsemeleri, kurumlarına bağlılık ve aidiyet duygusu beslemeleri ile de mümkündür. Kurumun bir parçası olmaktan gurur duyma ve çalıştığı kurumu benimseme bu çalışmada ekolojin bir parçası olarak incelenmiştir. Sadece iki üniversitede akademisyenleri çok yüksek düzeyde bir sahiplenme ve adanmışlık gösteren üniversite bulunmuştur. Bunların adını vermek gerekirse; Galatasaray Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversiteleridir. Ülkemizin 100 kadar üniversitesinde akademisyenler kurumlarına karşı aitlik ve bağlılık hissi duymamaktadırlar.

İlişkisel Toksidite konusu yeni bir konu sayılır.  Sadece akademisyenler değil modern insanın hayatının büyük bir bölümü kurum denilen coğrafyalarda geçmektedir. Son yıllarda akademik ilgi alanlarından biri haline gelen toksik kurum ortamı bizim çalışmamız için de incelemeye değer bulunmuştur. Toksik ortamlarda olumsuz yıkıcı dedikodular, çözümsüz sürekli çatışmalar ve kişiler arası kıskançlık-çekememezlik konuları toksik ortamın işaretçileri olarak incelememize dahil edilmiştir.  Ülkemizde bu konu cok ciddi bir problem değildir.

DİĞER ÇOK GÜNDEM OLAN BİRİ ÇALIŞMANIZ ÖĞRENCİ BAŞKENTLERİ ÇALIŞMANIZ.  

Öğrenci dostu üniversite şehirlerini duyuruyoruz her yıl. İlkini 2017 yılında gerçekleştirdiğimiz ve şehir yöneticilerinin olmasa da -bir kısım ilgili şehir yöneticilerimiz hariç- üniversite tercihi yapan gençlerin yoğun ilgilisi gören “Öğrenci Dostu Üniversite Şehirleri [ÖDÜŞ]” araştırmasına 2020 yılında COVID-19 nedeniyle ara verdik. Sonuçlara bakıldığında; ülkemizde öğrenciler öğrenim gördükleri sadece 31 şehirden memnuniyet hissetmektedir. Buna karşın 44 şehir öğrenci memnuniyeti konusunda bir duyarlılığa sahip olmayıp öğrencilerin bu şehirden ve halkından ciddi anlamda memnuniyetsizliği söz konusudur. Türkiye'nin üniversite öğrenci başkenti her araştırmamızda Eskişehir olmuştur. Son yıllarda Ankara ve Antalya öne çıkmaktadır.  Bize göre üniversite şehri olmak sadece üniversite yönetimlerine bırakılmamalıdır. Belediye başkanları, valiler ve şehirlerin kurumsal paydaşları konuya ilişkin stratejiler belirlemelidir. Şehir, şehrin yaşantısı ve kültürü üniversitenin başarısında ve üniversitenin üniversite olarak adlandırılmasında vazgeçilmez bir unsurdur.

Üniversite öğrenciliği herkesin hayatının önemli bir dönemidir. Sadece iyi bir üniversitede okumak kişinin bu yılları ne derecede verimli geçtiğini tek başına belirlemekte yeterli olamamaktadır. Üniversite yıllarında yetişkinliğe ve profesyonel hayata atılırken nasıl bir çevre ve şehirde bulunulduğunun da değeri çok yüksektir. Türkiye’de üniversite şehirlerinin öğrencilerin beklentilerine ne düzeyde cevap verebildiği üzerine araştırmalara rastlanmamaktadır. Üniversite öğrencileri okuduğu şehirden ve halkından ne kadar memnundur? Şehirden memnuniyet; ulaşım imkânları, şehirde kendini güvende hissetme, eğlence, spor, esnafla ilişkiler, öğrencilere karşı halkın tutumu, gezi, sosyal, sanatsal ve kültürel etkinlikler ve sağlık sorunlarının çözümü gibi konularda üniversite öğrencilerin okudukları şehre ilişkin memnuniyetlerini ölçmektedir.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. 

Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...